Şu anda, bu yazıyı okurken, gözleriniz bir kâğıt ya da bilgisayarın beyaz tabanı üzerine oturmuş olan ve harf, rakam ya da noktalama işareti de dediğimiz bir takım renkli, renksiz, eğimli, şekil ve çizgileri görüyor…

 

Eğer bunu gördüyseniz, o andan itibaren beyninizde olağanüstü bir değişim gerçekleşmeye başladı demektir.

 

Howard Engel, 2001 yılının Temmuz ayında, güne, diğer günlerden farksız başladı.

 

Uyandı, giyindi, kahvaltısını hazırladı. Gazetesini almak üzere kapıya yürüdü. Gazetesini eline alır almaz, aynı sizin bu yazıyı okumaya başladığınızda yaptığınız gibi gazetede yazan yazılara göz gezdirmeye başladı.

 

Ancak bir gariplik vardı!

 

Günlük olarak her gün kapısına bırakılan ve her gün okuduğu gazete, o gün, yabancı bir dilde, kendisinin okumayı bilmediği bir dilde yazılmıştı!

 

Geri kalan her şey normaldi. Resimler, sütunlar her zamanki gibiydi.

Birinin ona şaka yaptığını düşündü önce…

 

Gerçekten şaka olup olmadığını anlamak için, komşularına dağıtılan gazetelere baktı. Kendisine şaka yapan, tüm komşularına da şaka yapmış olamazdı ya? Ama galiba yapılmıştı, çünkü o, komşusundaki gazeteyi de okuyamamıştı!

 

Şaka yapanın tüm gazetenin basımını değiştiremeyeceğini düşününce,

kütüphanesine gitti ve her zaman okuduğu kitaplardan birini aldı, sayfalarını çevirmeye başladı ve kitaba baktı; Daha önce okuduğundan emin olduğu bu kitap da aynı gazete gibi başka bir dilde yazılmıştı.

 

Gazete gibi kitapların tamamı da şaka için değiştirilmiş olamayacağı ve hafızasında da problem olmadığını göre durumda çok ciddi bir anormallik vardı…

 

Akıllı biriydi. Bunun şaka olamayacağını kısa bir zamanda anladı ve gece fark etmeden bir tür felç geçirdiğini düşündü.

 

Hemen oğlunu uyandırdı ve taksi ile hastaneye gittiler.

 

Howard Engel, hastaneye giderken yoldaki cadde isimleri ve ilanları da okuyamadığını, tüm yazıların başka bir dilde olduğunu hayretle seyretti.

Seyretti, çünkü okuyamıyordu, bir gün evvel yaşadığı şehir şimdi yabancı bir ülkenin şehri gibiydi.

 

Hastanenin acil servisinde hemen uygulanan bir dizi testte, tahmini doğru çıktı; Haklı çıkmıştı, felç geçirmişti.

 

Howard Engel, “Dedektif Benny Cooperman” adındaki karakterin yaratıcısı, ikisi sinemaya uyarlanmış bir düzineyi aşkın polisiye romanın sahibi Kanada’lı ünlü bir yazarın ta kendisiydi.

 

Yani hayatını okuyarak ve yazarak kazanan ve yaşamını buna adamış bir kişiydi. Çocukluğunda “bağımlılık” diye tanımladığı okuma duygusu, onda yazarlık olarak kendini bulmuştu. Fakat yukarıda anlattığımız talihsiz gün, artık bu yetisini kaybetmişti.

 

Her şeyi okumak üzerine kurulu bir kişinin içine düştüğü bu durumu sizinle paylaşmayı istedim.

 

Hazırladığım resmi internet sayfasındaki “kütüphane” başlığında, işe yarar, çalışılmış, özetlenmiş ve referans bilgileri de verildiği için kolayca erişebileceğiniz bilgileri sizinle paylaşmayı hedeflemiştim. Şimdi yıllarca yaptığım ve hala da devam ettiğim bu çalışmaları yavaş yavaş sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Her yiğidin bir yoğurt yiyiş tarzı var, sayfama “afilli” bir fotoğrafımı da koyar ve bir klip ya da sadece müzik de ekleyebilirdim ve inanın bu konuda çok baskı ve istek var. Ama ben hep o şarkıları yazanın kalbini, aklını sizinle paylaşmayı çok daha değerli buluyorum. O sebeple bu çalışma onların ilki olacak, dilerim sizin için, keyifli olduğu kadar, araştırmaya da sevk edecek ve düşündürücü bir emek verebilmiş olayım.

 

Kaldığımız yerden devam edelim…

 

Howard Engel işini kaybetmişti ve bu patronun ya da yayınevinin kovmasına benzemiyordu, adeta Tanrının melek kutundan kovulmuştu.. Değil roman yazmak, evinin sokağının adını okuyamıyordu.

 

Tabi iş sadece bununla kalmıyordu, hastalığın etkisiyle kendisine yemesi için verilenin meyve olduğunu biliyor, ancak hangi meyve olduğunu koklayarak anlayabiliyordu.

 

Şimdi lütfen yazının başını bir kez daha okuyun. Ve gördüklerimizin bizde nasıl anlaşılabilir olduğuna dair, beynin nasıl karmakarışık ve devasa bir işlevi olduğunu tekrar ama bu kez bilinçli olarak düşünün!

 

Yürümek size kolay. Nefes almak da!

 

Bir an için bunları yapamadığınızı düşünün ve hayatınızın oryantasyonunun nasıl darmadağın olabileceğini hayal edin.

 

Yazarın içine düştüğü durum budur.

 

Hepsi bu kadar değil, yazarımızı büyük bir sürpriz daha bekliyordu; Onu çok şaşırtan bu durum, yazma yeteneğine hiçbir şey olmamasıydı .

 

Bunu, yani yazabildiğini, hemşire kendisinden bir şey yazmasını istediğinde fark etmiş ve çok şaşırmıştı. Çünkü ona göre okuma ve yazma birlikte olan bir şeydi..

 

Bizim için de bu böyle değil midir? “ Okur-yazar” demez miyiz?

 

Alın size örnek; Adamın mesleği yazarlık, okuyamıyor ama yazabiliyor !

Üstelik yazarımız, yazma işlevinin hiç de kaybolmadığı gibi bir de çok da akıcı bir şekilde yazdığını fark etti.

 

Tuhaf olan şu idi ki, kendi dilinde yazıyordu ama yazdığını okuyamıyordu.!!!

 

ÜZERİNE HİÇ DÜŞÜNMEDİĞİMİZ, DOĞAL OLARAK VE KOLAYCA YERİNE GETİREBİLDİĞİMİZ OKUMA İŞLEVİ, ASLINDA BEYNİN OLAĞAN ÜSTÜ BAŞARILARDAN SADECE AMA SADECE BİR TANESİDİR..

 

Okuma, gözlerin yazılı kelimeleri algılamasıyla başlar.

 

Bu yazıyı okumaya başladığınız anda gözleriniz sayfayı soldan sağa otomatik bir hareketle ve saniyede 4 yada 5 defa tekrarlanan duraksamalarla taradı!

 

Ben de bu yazıyı okurken fark etmediğim ve şimdi yazarken düşündüğüm bir şeyi sizinle paylaşayım;

 

Acaba durum Arapça’da nasıl?

 

Kuran-ı Kerim biliyorsunuz sağdan sola doğru okunuyor..

Zaten asıl amacım, okumaların “bizi düşündürdüğü” ana bilgisini paylaşmaktı, çok karmaşık tıbbi dildeki detay göz yapısını anlatmaya gerek yok. Ama kaba bilgiyi de bilince iş çok zevkli oluyor.

 

Göz önce algılıyor, sonra tarıyor, taramasının sebebi, retinanın sadece merkezine düşenleri okuyabilecek olmamız. Normal bir insan gözü bu anlamda ilk bakışta bir ya da iki kelimeyi doğru seçer ve okuyabilir.

 

Bu sayfanın ortasında bir kelimeye odaklanın, sayfanın diğer taraflarındaki yazıları, algınıza çarptığını, gördüğünüzü ama okuyamadığınızı, ancak orada harfler toplamının olduğunu kavradığınızı göreceksiniz.

 

Odaklandığınız kelimeden yansıyan FOTON retinaya ulaştığında, beyaz kâğıt üzerindeki siyah lekelere ( harf denmek isteniyor ) ait bilgi, retinadaki nöronlar vasıtasıyla beynin görme merkezine ulaştırılır.

 

( Ben en çok bu tanıma bayılıyorum; kağıt üzerindeki siyah leke; bu leke parada olduğu ve leke, yani rakam ve sıfırların sayısı 10 taneyi geçtiğinde bir insan diğerini öldürebiliyor )

 

Şu ana kadar yazının okunması ve beynin bunu nasıl yaptığının tekniğine bakarsak, daha okumaktan çok uzak olduğumuzu görürsünüz.

 

Beyninizde henüz algı  netleşmedi. Bu bilgiler, yani algıladığınız beyaz sayfa üzerindeki bir takım şekiller, beyniniz için hiçbir şey ifade etmiyor.

 

Acaba leke olarak algıladığımız bir aradaki küçük işaret kümesinin ilk harfi ne ve hepsinde toplam kaç harf var ve bu kelime bize hangi nesne, sıfat ya da kimliği işaret ediyor?

 

Devam edelim. Beynin görme merkezine gelen bilgiye ne oldu?

 

Görme merkezi gelen bilgileri, yani bir kelimedeki her harfi tek tek bir araya getirdi.

 

Bu olurken, yani, kâğıt üzerindeki işaret, harf ya da rakam dediğimiz lekelerin, beyindeki göz merkezine ulaşması sonrasında, beyin kelimenin ne olduğunu tüm ilişkileri ile anladı, ama milyonlarca olasılığı tarayarak anladı.

 

Yanli kelime B,A,R,D,A,K harflerinden oluşuyorsa, beyin bardağın tüm tarih sürecini size tüm olasılıkları ile tanımladı..

İlk kez Fenike’de bulundu..

Sıcak fırında eritildi ve şekil verildikten sonra soğutuldu.

Camdan yapıldı.

Aslında kumdan üretildi ve kimyasal olarak adı silisyum dioksit.

Çay bardağı.

Pencere camı ile içecek için kullandığımız cam farklı.

Sevgilimle o güzel gecede aşkımızı şarap kadehi ile taçlandıracağız.

Kadeh başka, bardak başka.

Çay bardağı ince belli olsun !

 

Beyin tüm bilgiyi tarar. Siz bilmezsiniz, ama beyin bunu hep yapar, hem de her seferinde, tüm yaşam boyu ve hiç üşenmeden ve kolayca!

 

Farkında bile olmazsınız. Ben yazıyı yazmaya başlayalı en az yarım saat oldu. Siz okurken de her halde 5 dakikadan az olmaz.. Beyin ise bunun saniyeden daha az bir zamanda milyonlarca olasılık için tek tek, sürekli ve yaşam boyu yapıyor !

 

Kâğıt ya da ekran üzerindeki siyah leke sizin beyninizin görme merkezine geldiği anda, hologram bir çalışma ile aynı anda ANLAMA ve bir yandan da o kelimenin SES olarak oluşma imkanı da hazırdır.

 

Sesli okursa insan, okurken sesiyle bardak da diyebilir. Ama bilin ki, okurken , okuma içinde beyinde gerçekleşen operasyonların tamamı, anlama ve ses içinde yine beyinde ayrı ayrı operasyonlar gerçekleştirilerek, aynı anda okuma, anlama ve seslendirme gerçekleşti..Tüm bu işlemler yapıldı ve sizin hiç haberiniz olmadı…

 

Howard Engel gibi okumada sorun olmasının tıptaki adı “aleksi” çocuklarda olan ve öğrenme zorluğu ise “disleksi” ve bu gelişim bozukluğu.

 

Bizim konumuz ALEKSİ. Bu durumda okuma yetisi gidiyor, ama yazı yazılabiliyor. Çok az görülen bir vaka, gide gide bir yazarı bulmuş.

 

Bu konu ile ilgili tıp dünyası 1880 yıllarından itibaren çok araştırma yapmış, dediğim gibi teknik kısımları bizi ilgilendirmiyor. Bu vakaların arasında okuyamayan ama yazan ya da sadece rakam yazanlar gibi tipler de bu inceleme alanına düşmüşler.

 

Kısaca sadece şunu söyleyeyim; Beynin sağ ve sol yarım kürelerini birbirine baplayan “corpus collosum” isimli yapı tahrip olduğunda bu durum ortaya çıkıyor ve artık sağ ve sol yarım küre beraberce çalışmıyor. Birbirinden ayrı ancak aksayarak çalışıyor.

 

Hangi dil olursa olsun (burası ilginç) her dilin harflerinin depolandığı yer ise her insan beyninde aynı yer.. Sol beyin yarım küresi.

 

Bir de okumanın ne işe yaradığı hakkında basit bir bilimsel deney bilgisi verelim;

 

8-12 yaş çocuklarda okumanın beyin üzerindeki etkisi araştırıldı ( Tabi tüm bunların dedikodu değil, bilimsel deney ve araştırma sonuçları olduğunu ekleyeyim )

 

Çocukların beyinlerinde “ beyaz madde ” denilen bir yapı, beynin çeşitli bölgelerinde bilgi alış verişini sağlıyor ( biz buna sanırım bilgisayar dili ile network- Ağ diyebiliriz )

 

Okuyan çocuklarda bu beyaz madde kalitesi çok yüksek, okumayanlarda çok düşük.

 

Çocuklara okuma programı yaptırıldığında ise bu maddede düzelme ve gelişme kaydedilmiş.. Bu çalışma ile sadece okuma yeteneğinin arttığı , çocukların beyin dokularının da değiştiği gözlemlenmiş !!!

 

Okuyan çocuklarda beyindeki beyaz madde kalitesi yüksek ne demek peki? Yani biz bundan ne anlayacağız?

 

Algınıza dışarıdan gelen bilgi, kulak, göz, dil, dokunma organlarında elektriksel ya da kimyasal bir reaksiyon geçirir. Dışarıdan gelen frekans, maddeye dönüşür,  Beyne geldiğinde ise sizin anlayacağınız dil ile bu bilgi artık proteindir. Yani havada ses olarak duyduğunuz, ama görmediğiniz, ses frekansı et ve kan olur.

 

İşte dışarıdan gelen her bilgi, beyne gelene kadar, kimyasal ve elektriksel reaksiyon sürecini geçirir ve beyne geldiğinde o artık proteindir. Beyin için o bir datadır, bilgidir.

 

Sorun şu ki, gün içerisinde ve hayatımız boyunca neler algıladığınızı düşünün?

 

Trilyonlarca bilgi !

 

Her bir bilgi, ama inanın her bir tek bilgi, sinir sistemi, sinir hücreleri, nöronlar ile birbirine bağlıdır. Ama her bir bilgi, kaydedilmiş her bir bilgi, birbirine bağlıdır. İstenirse, beyne böyle istek gönderilirse, beyin tüm bu sistemi birbiri ile ilişkilendirir.

Bir kablo sistemi düşünün.. Dev bir gökdelendeki elektrik sitemi ve sistem içerisinde bu kablo dağılımını düşünün. ( protein ) bir kablo sistemi ile birbirine bağlıdır.

 

Çay, çay kaşığı ve şeker bilgileri, yani görüntüsü ya da tadı,  sizde protein olduğunda, yukarıda anlattığım kablo sisteminde, bir tür iletişim biçimi başlar.

 

Beyin bir orkestra şefi gibi bunu organize eder.

 

Çay kaşığı, çaya konulan şekeri karıştırmak içindi..Bakın beyin bunu organize etti ve eyleme dönüşmek için hazır hale getirdi.

 

Bakın algı, beyne gitti, işlem gördü, ve sonuç uygulandı. Bunlar “An” olarak bilinen zamandan çok daha hızlı bir zaman içinde oldu. Araştırmalar bunun ışık hızından çok yüksek bir hız olduğunu söylüyor.

 

İşte bu trilyonlarca bilgi, o beyinde oluşan tüm protein bilgilerine birer kablo ile bağlıdır.

 

Beyinde birbirine bağlı olan bu siteme biz sinir sitemi diyoruz. Yani elektrik sistemindeki kablolar ne ise, beyindeki sinir sitemi odur.

 

Bir büyük binanın elektrik sistemini düşünün ve bu sistemdeki kablo yayılımını hayal edin.  Kafayı yersiniz, bilmeyen orada inanın kafayı yer..

 

Asıl önemli olan ise, bu kablolarla elektriği iletmek için kullandığınız malzeme.. Eğer kaliteli bakır vs kullanmazsanız, elektrik iletilemez.

 

İşte çocuktaki beyaz madde bu iletişim sisteminin, yani kabloda bilginin akmasını yüzmesini sağlayan yardımcı madde.

 

Bu beyaz madde, okuyan çocukta giderek kalitesini arttırıyor. Bu ilginç! Yani yaradılışta biri düşük biri yüksek değil çocuklarının yapıları.

 

Eğitim sistemi ve iradi seçim bu noktada devreye giriyor.

 

Önemli olan iradi seçimlerimizin üstümüzde ne etkisi olduğu ya da olmadığını bir kişinin biliyor bir diğerinin bilmiyor olması. (  bizim beğenmediğimiz, ama başkalarının beğendiği şeyleri ayıplamak değil, yani kibire gerek yok, dizi film, maç, ya da kahvede zaman geçiren adam, ya da konken oynayan kadını ya da saçma dediğimiz şeyleri yapanları, seyredenleri küçümsemek, hakaret etmek değil )

 

Bilen ile bilmeyen biri olur mu” ya da “bir günü bir gününe eşit olan bizden değildir” gibi yüce sözlere bir de bu noktadan bakın.

 

Asıl önemli olan bu sözleri okumuş olmak değil. Her gün sosyal paylaşım sitelerinde bu sözlerden milyonlarca uçuşuyor. Yani sözleri herkes biliyor.  Ben de biliyorum.

 

Asıl önemli olan şu;

Bildiklerimiz, bizde depolanalar arasında iletişim sağlanmadığında, yani düşünmediğimizde, ya da düşünme yolunu irademizle seçmediğimizde, biz sadece haber alırız, aldığımız haberi ise bilgi olarak işlemez ve sonuçta onu eylem yapamayız. Yani hayata dair bilgiler bir kulağımızdan gire bir kulağımızdan çıkar.

 

Bu benim hayalim, algımıza çarpan her bilginin, aslında  bizim eylemlerimizi değiştirmek için yollanan özel bir haber olduğunu düşünüyorum..

 

Böyle bakarsak, her gün algımıza çarpan milyonlarca bilginin, bize bir şey anlatmaya  çalışmak için çırpındığını da var sayabiliriz, bir tür sanatçı hayali diyelim buna.

 

Ve bunu yazdıktan sonra,  artık oğlumla dışarı çıkıp karda oynamak istiyorum. Çünkü kar bana mutlu olmam gerektiğini haber verdi.

 

Bakın bakalım aşağıdaki araştırma bu konuda ne diyor ve üzerlerinde araştırma yapılan kişiler kendilerini yaşam içerisinde nasıl niteliyor?

 

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 80 milyon çocuğun, okuma yazma öğrenemedikleri sürece fakir kalacakları ve bunun değişme ihtimalinin olmadığı sonucu da araştırmalar sonucunda görülmüş, aksi bir eğitim programı uygulanmazsa tabi.

 

Okuma yazma becerisi zayıf olan çocularda toplumdan soyutlanma ihtimalinin yüksekliği de yine 1970 yılında İngiltere’de yapılan araştırmaların sonucu. Bu kişiler 30 yaşına geldiklerinde ise artık hayatlarında hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmış durumdalarmış..

 

Howard Engel’e gelince, o tedavi gördü ve olağanüstü bir çaba ile yeniden okumaya başladı.

 

Onun çocuk gibi yeniden okumaya başlayan halini gözünüzün önüne getirin lütfen?

 

Okumayı keşfetmek, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri!

 

Bu yazıyı yazmama  kız arkadaşım sebep oldu.

 

Beni aradı ve sıkıldığını söyledi ben de ona “Allah bu günümüzü aratmasın de “ dedim.

 

Nefes alıyoruz, görebiliyoruz, yürüyebiliyoruz. Ve bunu hiç düşünmeden sanki hepsi bizim elimizde imiş gibi büyük bir rahatlıkla yapıyoruz. Kimi kader diyor, kimi bir sürü akılcı sebep buluyor.

 

Ben ise düşünmek istiyorum.

 

Not; Bu yazıyı aynen kullanarak almadım, kendi tarzımda inceledim, zaman zaman kendim bilimsel ekler ve kişisel yorumlar yaptım..

 

 

Sevgi dolu Saygılarımla

Çelik Erişçi

 

28 şubat 2012 saat; 04.37

İstanbul

 

Kaynak ;

Bilim ve Teknik / 2011 Eylül sayısı / Okuyan beyin / Sayfa 20

 

Yorumlar