On beş yada yirmi yaşında olanlar pek bilmez.

Şimdi doğal gaz var, eskiden odun kömür yakılırdı. Ve evlerin önüne odun ya da kömür yığılır, bunlar herkesin kömürlüğüne taşınırdı. Biz de zaman zaman yaşadığımız mahallede veya çevre mahallelerde odun taşır kendimize harçlık yapardık.

Bizim ailemiz altı kişiydi. Yani kışın çok odun kömür giderdi.  Babam da aldığı odunları kapıdan geçen ve adına “baltacı” dediğimiz kimseyi çağırarak kestirirdi.

Anlatacağım şey çocukluğum boyunca yaşadığım, ailemden gördüğüm ve üzerine halen de düşündüğüm olaylardan sadece bir tanesi. Emin olun çocukluğum böyle örneklerle geçti.

Babam baltacıyı eve çağırdı. Biz Arnavut’uz. Babam pazarlık yapar, bize de öğretirdi. Halen de pazara çıktığımda bile pazarlık yaparım ve bunun bereketine de inanırım.

Babam da baltacı ile pazarlık yaptı, anlaştılar. Baltacı çalışmaya başladı. Tabi kış günü, hava çok soğuk ve dışarıda yağmur yağıyor. Baltacı o yağmurda yaklaşık iki ya da üç saat balta salladı. Tüm odunları kesti ve kömürlüğe taşıdı.

Normal olan nedir?

Adamın parasını verirsin “alan razı veren razı, yok kimsenin itirazı” durumu hâsıl olur. Adam işini yapar para kazanır, sizin de işiniz görülmüş olur.

Yok, işte öyle değil.

Bakın ben nasıl bir aile ortamında yetiştim ve babam bana şu yaşımda hala anlatacağım insanlık derslerini nasıl da hiç ezberletmeden öğretmiş ve örnek olmuş? Sadece bana değil, tüm kardeşlerime. Allah’a şükürler olsun, hepsi de altın gibi çocuklardır.

Babam önce baltacıyı eve çağırdı. Onun kaç saat o yağmurda ve soğukta çalıştığını bildiği için, ona bir oda gösterdi, üstünü değiştirebileceğini söyledi, evimizde banyo yaptırdı. Eskiler bilir, sobalar vardı ve o sobaların borularına çamaşır asmak için teller olurdu. Adamın çamaşırlarını o tellere astı ve tüm ıslanmış olan çamaşırlarını harla yana sobada kısa sürede kuruttu.

Baltacı banyodan çıktıktan sonra ona temiz iç çamaşırlarından da verdi, onun kirlenmiş ve kurumuş kıyafetlerini de bir torbaya koyup ona teslim etti.

Baltacıyı sobanın başına oturttu ve ona sıcak bir çorba içirdi. Sonra parasını ödedi ve “helallik” istedi.

Helalleştiler ve baltacı ekmeğini aramaya devam etti.

Bunun içerisinde bir de gizli güzellik var.. Biz dört kardeştik. Ve eskiden herkes, hele bizim gibi bir işçi çocuğunun ailesi olanların, böyle yardımcı tutacak parası falan yoktu. Yani babam istese odunları keser bize de taşıtırdı ki paramız olmadığında zaten böyle yapıyorduk.

Ama babam darda olmadığımız zamanlarda, darda olanları da düşünmemizi söyler, baltacı gibi kişilere karşılıksız para vermek ve onu rencide etmek yerine, onun rızkına vesile olur ve çalıştırarak yardım ederdi.  ( O zamanlar birileri yardım aldığında rencide olacak yüzü kızaracak kadar asil insanlardı, ölçüsüz kredi kartını harcayıp sonra da yardım isteyen insanlar yoktu o zaman )

Bu babamla yaşadığım yüzlerce olaydan sadece biri.

Daha bitmedi, bir de anne var. O da bambaşka bir âlem.

Biz Pendik’te büyüdük, yukarıda anlattığım olay Pendik istasyon cami denilen yerdeki sokakta geçmişti. Şimdi anlatacağım ise pendik tren istasyonunda başımıza gelen bir olay..

O gün annemle beraberdim. Ne nereye gittiğimizi ne de ne için gittiğimizi hatırlamıyorum.. Yaşımın çok büyük olmadığını da hatırlıyorum çünkü annemin elini tutuyordum o zaman..

İstasyonda tren bekliyorduk, trene bindik, bir durak sonra da trene binenler oldu. Ama bir tuhaflık vardı. Trene binen bir adamın görüntüsü korkunçtu. Hani meczup diyeceğim ama, bizde meczup yanlış anlamda kullanıldığından başka bir yere gidecek, şöyle tarif edeyim daha iyi olacak; Yollarda bilinçsizce dolaşan saçı sakalı birbirine karışmış kıyafetleri son derece pis ve etrafa hiç de hoş olmayan koku yayan hatta bazen de elinde şarap şişesiyle dolaşan insanlar vardır ya, işte öyle biri bindi trene.

Kimse bir şey demedi, diyemedi ama adamla yan yana olmak da istemedi ve adamın yanından uzaklaştı. Hani komedi filmlerinde olanlar gibi oldu. Topluca bir sürü insan trenin bir başka alanına geçti ve adam yalnız kaldı.

Sadece annemle ben adamın yanında kaldık.. Annem yerinden bile kıpırdamadı. Ben ise çok küçüktüm, çok korktum adamadan. Düşünsenize hala bu adamı anlatabilecek kadar çok net hatırlıyorum adamı. Yani bilincime işlemiş.

Annem ne yerinden kıpırdadı ne de benim elinden çekiştirmeme aldırdı.

Sonra indik trenden, yıllar geçti aradan sordum anneme “beni ne kadar korkuttuğunu biliyor musun anne” dedim..

Bana dedi ki; Oğlum, herkes ondan kaçıyordu. Eğer bizde kaçsaydık adamın gönlü incinirdi. Biz kimsenin gönlünü incitemeyiz..

Tabi ben annemi ve babamı hayranlıkla anlatıyorum ama ben bu ahlakta olduğumu iddia edecek kadar iddialı ve kibirli değilim. Ancak böyle bir ailede ve bu anlayış ortamında büyüdük. En azından bu kadar hassas düşünebilmenin doğru bir düşünce olduğunu tartabiliyoruz.

Sevgi dolu Saygılarımla

Çelik

Not: Biliyorsunuz ben çok hızlı yazıyorum.. O yüzden lütfen imla hatalarımı hoş görünüz..

1 nisan 2012 Pazar 19.51 - İstanbul

 

Yorumlar