Dr Çelik’ten korunma yöntemleri!

Ben doktoramı henüz bitirmedim. Yani doktor değilim.

Korunma yöntemleri konusunda da sizden daha fazla bilgilide değilim. Ya prezervatif kullanın ya da bir jinekoloğa gidin…

Benim anlatacağım başka türlü bir korunma yöntemi.

Bu hafta sonu cumartesi günü sahne alacağımız müzikal gösteride de sık sık doğrular konusunda düşülen çelişkileri, ya da doğrularla ilgili kendimdeki çelişmeleri anlatıyorum.

Kim doğru belli değil?

Ne doğru belli değil?

Televizyonlardaki spor programlarında bir pozisyon için anlaşabilen bir hakem grubu görmedim. Aynı şey, yani belirsizlik,  yargı ile ilgili tartışmalarda, diyetisyenlerin sunumlarında, ilahiyatçıların anlatımlarında ve hatta kolestrol ilacının iyi mi kötü mü olduğu konusunda da aynı şiddete sürüyor.

Biz doğruyu nasıl bileceğiz?

Ne yargı görevlileri kadar hukuk biliyoruz, ne ilahiyatçılar kadar din bilgimiz var, ne ilaç sanayi hakkında bir bilgi sahibiyiz, ne de Erman Toroğlu kadar hakem kararları konusunda bilgi sahibiyiz.

Biz doğruyu nasıl bileceğiz?

Ben Türkiye’de gizli ideolojilerin olduğunu düşünüyorum. Gizli derken kastım komplo teorisi değil. Açığa çıkmamış, dile düşmemiş anlamında kullanıyorum bunu.

Mesela “Dolmuş ideolojisi” vardır. Bir gün bunun ne olduğu hakkında detaylı yazarım. Bir başka gizli ideoloji de “Beni sizler yarattınız” ideolojisidir. Bu sanat dünyasında var olan bir ideolojidir.

Mesela bu ideolojinin militanları kalabalık gördüler mi hemen “Beni sizler yaratınız” derler.

Bunu tasdik eden ve gerçekten de o sanatçıyı yaratığına inanan kalabalık kendinin önemini fark eder ve sanatçıyı deli gibi alkışlar.

Aslında alkışladığı şey sanatçı değil, sanatçının kendisine yaptığı göndermedir. Kalabalık sanatçının yaptığı göndermeden, sanatçının önemli olmadığını ve aslında onu yaratanın kendisi olduğunu, bu büyük beceriye sahip olduğunu düşünür ve haklı olarak da gururlanır.

Sanatçı, kendisi yaratan olarak hayranlarını “Beni sizler yarattınız” diyerek “kutsar”

Kutsanan kalabalıkta, alkışladığı sanatçıyı yaratacak kadar önemli olduğunun kibri ile kabara kabara dolaşır.

Alkışlanan sanatçıya o kabiliyeti Allah vermiştir kısmı tamamen unutulur, sanatçı zor günlerinde çok aşamalardan geçerek zaman zaman da sürünerek o günlere gelmiştir kısmı da tamamen unutulur ve en önemlisi de sanatçının o hale gelmesi bizim inancımız gereği kaderimizde yazılıdır. Bu da unutulur.

Bir sanatçı yaratabildiğine inanan kişiye bir şiir yaz desen yazamaz. Çünkü bunlar yüce yaratıcının insana lutuf ettiği kabiliyetlerdir. Heykel yap desen yapamaz. Resim yap desen yapamaz. Müzik yap desen yapamaz. Halbuki çok karlı bir iştir. Sanatçılar toplumun yüksek kazançlı kesimidir ve sanatçı yaratan kitle, yaratmakla kalmamalı kendisi de bu yarışa girmeli ve hak ettiği kazancı almalıdır.

Hem alkışlayan hem de alkışlatan tüm bunları unutur ve tuhaf bir doğru üzerinden bir şeyler kazanmaya çalışır.

Kişi acaba sanatçıyı mı beğenmektedir yoksa kendinde doğru bulduğu yaşam ilkelerini, bir sanatçıda gördüğü için, sanatçıda sembol olmuş kendi fikirlerine mi sahip çıkmaktadır?

Burası zor konu, buraya dikkat!

Hepimiz insanız, hata yapmak kula mahsus.. Bir sanatçının yalanı, bir hatası, kusuru ortaya çıkabilir. Eğer sanatçı bir yayında ya da basın toplantısında hatasını kabul eder, özür diler ve “Ben bir hata yaptım” derse herkesin gözünde büyür. O zaman toplum amiyane tabir ile ona “Ne delikanlı be” der.

İşte kendisi de yüce bir gönle sahip olan kişi, bir başka kişide erdemi gördüğünde onu hemen yakalar, yüceltir, över ve onu kalbinde taşır.

Böylece sanatçılar doğrular, erdemler, güzellik ilkeleri üzerinden toplum önünde doğru davranışlar sergilediklerinde herkesin gönlünde taht kurarlar.

Sanatçı toplumun içinden gelmiştir. Aslında sanatçı bir anlamda da toplumun yansımasıdır. Biraz daha genişletelim bakış açımızı, sanatçılar, olaylar, siyasetçiler bizim yansımamızdır. Biz nasılsak onlar da öyledirler. Yani birini, bir kurumu beğenmiyorsanız önce dönün kendinize bakın. Kendinizde bir eksiklik arayın.

Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir” sözü dünyanın önemli insanlarınca boşuna söylenmemiştir. “Siz değişmedikçe, toplumu yönlendirenlerde değişmez” şeklindeki Kuran ayetini de burada hatırlatmakta yarar var.

Toplumun geneli güzele, erdem ilkelerine aşina olduğundan bunu fiillerinde yansıtan sanatçıyı hemen bağrına basar. Bu o kadar büyük ve şefkatli bir bağra basıştır ki, o sanatçı hangi sıkıntılı olay başından geçerse geçsin, toplum ona desteği asla bırakmaz. Yani toplum bu anlamda da çok vefalıdır.

Bunun örneklerini son yirmi sene içerisinde sanatçıların başına gelen birçok olayda yaşadık. Tekrar hatırlatmaya gerek yok.

Toplumumuz bu konuda yüce bir gönle sahiptir.

Benim burada anlatmak istediğim şey korunma ve koruma yöntemidir.

Vicdanı olan, iyi kalbi olan insanlar kendi doğrularını yaşatan insanlara, sanatçılara sahip çıkarlar. Sembol olmuş, abide olmuş sanatçıları korurlar. Bunu yaparken hem sanatçıları korur ve onları desteklerler, hem de kendi doğruları konusunda savaş veren sembol sanatçı üzerinden kendi doğrularını korumuş olurlar.

Kendi doğrularını, kendi davalarını savunmuş olurlar.

Sanat ve sanatçı korunmalıdır.

Sanatçı da bir bilinç sahibi olarak kendini korumalıdır.

Sanatçı ve sanatçıyı destekleyen toplum, birbirlerini korurken aslında nesillerden beri gelen ve nesillere de geçecek olan yüce değerleri, geleneklerimizi korumuş olurlar.

Böyle olursa “sen yarattın ben yarattım” davası olmaz.

Yani “riya” olmaz.

Yalakalık olmaz.

Ne olması gerekiyorsa o olur.

Sevgi dolu Saygılarımla

celik@celikerisci.com

 

Yorumlar