“Resim eğitimi almamış, mobilya tasarlayan bir iç mimar olan, Francis Bacon’un 1969 yapımı “Lucian Freud” üçlemesi, New York'ta yapılan müzayedede,142 milyon 405 bin dolara alıcı bularak, bugüne kadarki en yüksek fiyatla satılan eser oldu.”

Bu bir haber. 
Çoğumuzun gözüne çarpan ya da çarpmayan bir haber.

Hafta sonu oynanan derby maç ya da önemli bir sanatçı, sporcu ya da siyasetçinin otelde sevişirken çekilmiş fotoğrafı da bir haber.

Hepimiz bu haberlerden ilgimizi çekene doğru yöneliriz. Bu haberden biri ilgimizi çektiğinde diğer haber önemsiz olmaz ama ikinci derecede kalır.
Yukarıdaki haberde, okuduğumda diğerlerinin yanında benim en çok ilgimi çekendi..

Haber almak ile yetinen biri değilim, haber hakkında bilgi sahibi olmalı ve hayatımda kullanmalıyım, yoksa o haber ile neden zaman kaybedeyim ki?
Hepimiz haberler alıyoruz. İnternet ile “haber engeli kalktı” deniliyor. Gerçekten de sonsuz bir haber yağmuru altında olduğumuz kesin, ancak bu haberlerin doğruluk dereceleri hakkında çok da emin olamıyoruz. Yalan haber, psikolojik harekât tipinde haber, küresel rekabetin amacına hizmet eden haber ya da siyaset ve ideolojilere hizmet eden haberler hayatımızda yok sayılamaz.
Buradan bakılınca haber aldığımız kesin ama gerçekten bilgi sahibi miyiz?   

Haber size dokunur. 

Size dokunur ve hayatınızda fiili bir değişiklik yapar. Bu olduğunda “o haber” artık sadece bir haber değildir. Haber artık bilgidir. Sizi bir şey yapmaya sevk eder. Adeta bir kuvvettir. Sizi bir şey yapmaya iten, sizde değişiklik yapacak güçte bir kuvvet. Adeta sperme benzer. Boşa gittiğinde o sadece bir sudur. Yani halk arasındaki tabirle “sudan haberdir” Ama sperm hedefini bulursa, çocuk olur. O çocuk hepimizin var olduğu dünyada iyi ya da kötü bir amaca hizmet eder.

Haber hedefini bulduğunda toplum üzerinde etkisi vardır. Değiştirir, dönüştürür.

Sanat da aynı böyledir, sanatçıdan ve hatta onun ruhundan haber verir.  O da size dokunur. Size dokunursa sizi değiştirir, dönüştürür.

Ancak yukarıdaki haber beni ne değiştirdi ne de dönüştürdü. Okudum ve hepsi o kadar.

Bunu düşünmek beni bu yazıyı yazmaya itti. Bugüne kadar en çok değer biçilen sanat eseri ile ilgilenmek, bilgilenmek istedim. Ancak haber hakkında yabancı ajanslar dahil olmak üzere sadece birkaç cümle bulabildim. Düşünmeye başladım. Biraz tuhaf geldi!
Sanat eserinin amacı bu muydu?

Sanat eserleri atletizm müsabakası gibi yarışa çıkmalı, birbirleriyle yarışmalı, birisi birinci gelmeli ve bir köşede küçük bir haber ile geçiştirilmeli miydi? Bu bir yarış mıydı?

Eğer bugün, şu an, bu haberdeki söz konusu resim hakkında yazdığım bu yazı, aklımızda, düşüncelerimizde dolaşıyorsa, yazıya konu olan resim, bana dokunduğu gibi size de dokunmuş demektir ve bu inanılmazdır.

Bizden daha önce yaşamış birisi bir resim yaptı. 

Bu resim -ve aslında dikkat edilmesi gereken şu ki- resim değil de, resmi yapan kişinin düşüncesi, şu anda bizim düşüncemizde dolaşıyor ve onun ne yaptığını anlamaya çalışıyoruz.  Bu bizi, resmi, yani sanatı yapan kişi, ya da haberi bize ulaştıran kişi ile ilişkiye sokar. Düşüncesini “düşünüyor” olursunuz.
İşte o anda, sanatçının eseri canlıdır. Siz esere bakarken, aslında eseri yapanın düşüncesine bakıyor olursunuz. Ve eğer düşüncesine bakabiliyorsanız, düşünce anda olan bir şeydir ve sadece düşünüldüğü anda var olduğu için canlıdır. Yani eser sahibi bir resim yapmış ve bitmiş gibi görünmesine rağmen, siz o resme bakıp düşünmeye başladığınız anda, eseri yapanın düşüncesi, siz ve sizin gibi, o esere bakan her farklı aklın düşüncesinde kendini tekrar üreten bir eserdir ki, eseri eser yapan da budur. Bu anlamda sanat eseri ölümsüzdür. Gücü de budur; canlıdır. Düşündürür.
Yani Francis Bacon eseri, bir resim olarak tek boyutlu değil, bizi hayalde ve düşüncede şu anda dahi götürdüğü yerler sebebi ile çok yanlıdır, hologramdır. Aynı şu anda olduğu gibi eser sahibi, eseri rekor bir bütçe ile alan kişi, ben ve nihayet siz okuduktan sonra sizin üzerinizde bir etkisi vardır ve muhtemelen hepimizin üzerinde sonuçları olacaktır.

Sanat eserinin, daha doğrusu sanat eserini oluşturan sanatçının ve hatta sanatçıda bu işi yapma dürtüsünü oluşturan o kıvrandırıcı yaratma dürtüsünün, başıboş hedefi budur. Başıboş demek, “doğası bu” demek anlamına geliyor. Kendiliğinden ve doğası gereği bunu yapar. Kendiliğinden ve doğası gereği olmazsa, yani alt yazılara gereksinim duyduğu ve dikte etmeğe, empoze gayretine giriştiği andan itibaren ideoloji olur. 

Eserlerinde,  var olmanın ıstırabını, ümitsizliği ve insanoğlunun kötü ruhluluğunu anlatan, bir röportajında insanoğlunu “doğası henüz gelişememiş hayvan” olarak niteleyen, üçlemesinde psiko-analizin kurucusu kabul edilen Sigmund Freud'un torunu Lucian Freud'u konu alan ve üstelik resim eğitimi almayan Bacon’unun eserinin rekor bir fiyat ile satılması haberi bize ne demiş oldu? 

Acaba resim ve aslında resmi yapan ressam, eseri rekor fiyatla alan kişiye ne dedi?

Haber ne?

Bu yazıyı okuduktan sonra size ne diyecek?

Eser sahibi açıklanmadı. Demek ki eseri alan kişi gösteriş meraklısı değil... En azından benim analizim bu... Bizim ülkemizde çok araba alabilen para sahibi birisi, sünnet olmuş yeni çocuk gibi, bunu hemen herkese gösterir...
Ben işçi çocuğu olduğum için bu yüksek dünyayı tam bilemiyorum... Böyle bir sosyal statüm olmadı.
Tüm bunları bir araya getirdiğimde bu konu ile ilgili sanat dünyasında ne yazıldığını araştırdım… Bu konu üzerine bir yazı, bir beğeni, bir makale, bir eleştiri aradım... Hiçbir şey bulamadım. Sizde benim yaptığımı yaptığınızda yukarıdaki birkaç satır harf dizisi dışında hiçbir şey bulamayacaksınız. 
Sadece rekor kıran bir satış… 
Messi’nin transferi gibi bir şey yani. Hepsi bu.
Hepsi bu muydu?
Tüm zamanların en değerli eseri hakkında medyadaki tüm haber bu kadar mıydı? 
Beklemiştim ki bir müzayede sahibi bir yazı yayınlasın, bir ressam yazı yazsın ya da bir küratör bu eserlerin serisini buraya getirmeyi vaat etsin…

İnsanların birbirini pırasa gibi kestiği ortaçağ’da, eserlerini tamamlama derdine düşecek kadar ayrı dünyaları olan sanatçıları, cadı sayılarak yakılacakları ihtimaline rağmen kadavra çalıp insan üzerindeki gizemleri araştıran ve bugünkü tıp ilminin temelini oluşturmuş insanları okudum…
Eğitimim ve bilgilerim bana dünyayı sanatçıların kurguladığını ama onların hayallerinden etkilenen insanlar tarafından da yapılandırıldığını gösterdi.
Da vinci sadece ressam değildir, bir tasarımcıdır. Helikopter tasarımı vardır. Rembrant… Projeleri hala anlaşılmaya çalışılıyor. O zaman ve öncesindeki yüksek akıl, hukuk, tıp, astronomi edebiyat ve sanat ile ilgili ilimlerin hepsini usta seviyede yapabildi ve bugünkü çağdaş dünyanın alt yapısını kurdu..
Ama üstüne boya yapılan bir kağıt parçası neden bu kadar değerli olsun ki?
Ticaret yapan, parayla oynayan biri çok daha karlı yerlere yatırım yapamaz mı? 
Acaba düşündüğü sadece rekor fiyatla alınan eserin yıllar sonra daha karlı olacağı mı?
Ve ayrıca bu eseri alan kişi, neden kendisini sakladı?
Binlerce yıl önce, düşünmenin bütün tehlikelerine rağmen, insan olmanın gereğini yerine getiren büyük deha sahipleri, hayalleri ile bugüne kadar gelen uygarlığı inşa ettiler. Uygarlık bir emek zinciri.. Bu zincir en başından bugüne bize kadar geldi ve biz şimdi yerimizden kalkmadan televizyonumuzu açabiliyoruz ve bunun nasıl olabildiği ile ilgili bana anlatılan kaba bilgiden başka hiçbir bilgim olmadığı gibi, bu lüksü hak etmek için ne yazık ki hiçbir emek de veremedim.. Sadece bir bedel ödeyerek bu lüksü kullanabiliyorum..
Kabaca uzaktan kumandanın düğmesine dokunduğumda bir dalga yayınının televizyona gittiğini, oraya dokununca elektirik ve elektro manyetik alan yaratarak elektron bombardımanı ile oluşan görüntünün bilgisine sahibim?
Ama yap deseler ben bunu nasıl yaparım? Menemen değil ki bu?
Ben bu lüksün bedelini nasıl ödeyeceğim?
Kredi kartı ile ve 12 taksite mi?
Oğlum hastalandığında bir telefon ile hemen bir doktor çağırabilmek ve onu koruyabilmenin para olarak değeri nedir? Çünkü bu ülkede, bu lüksü kullanamadığı için, oğlunu kaybetmiş ailenin, evladını çuvala koyarak taşıdığı resmi görmek zorunda kaldım.
Bu ve sayamayacağım çokluktaki lüksün bedelini ben nasıl ödenir? Nasıl teşekkür edeceğim?
Yüzyılların, bin yılların emeğini bize hizmet olarak verenlerin sırrı ne?
Hayal….
Hayal ile…
Hayal kurarak.. 
Jules Verne hayal etti ve hepimizin akıllarına arza seyahatler, denizler altında fersah fersah gitmek gelmedi? Bugün hobble teleskobu ile evrenin fotoğraflarını çeken akıl buralara nerden geldi?
Hayal ile…
Hayal ederek…
Hayal kurarak…
Bugünkü uygarlık ve endüstiriyi kuran akıl, bulunduğu durumu kime borçlu olduğunu biliyor… Onu o noktaya taşıyan gücün ne olduğunu biliyor.
Bu güç hayal gücüdür.
Hepimiz basit bir hastalıktan kurtulmak için ya da kurtulduğumuzda dua ederiz, kurban keseriz, sadaka veririz. Bir bedel öderiz. Yani bir anlamda zekât veririz. Şükran ve minnet duygumuzu böyle ifade ederiz. Bulunduğumuz durum zenginlik ise cömert oluruz. Güzel olan da bu değil mi? Milyarder olan birinin okul ve hastane yapmasından daha doğal ve güzel ne olabilir ki?
Rekor fiyatla eseri satın alan meçhul kişi, kendisini o hale getiren, hayal kuran akla teşekkür etmek için sanatı destekliyor olmasın?
Bir sanatçının eseri basit bir nota, bir boya, bir taş parçası değildir. Sanatçı bizi sınırsız bir güç ile hayal edemeyeceğimiz yerlere taşır. O eseri ile bizi hayal âleminde gezdirir ve bizi mutlu eder, varlığımızı derinden etkiler. İçimizde tarif edemediğimiz duygular hissederiz.
Ben bu haberi Türkiye’ye duyuran ajanslara teşekkür ederim. Onların sayesinde bunları düşünebildim. İnsanlığa içimden teşekkür etme duygusunu hissetmem için bana vesile oldular.
Ama ya o eser olmasaydı?
Ben ya da biz bunları nasıl düşünecektik?
Eseri yapan, eseri ile hala bizi düşündürüyorsa sanatçıdır. O zaman sanatçı kendisine markalar, isimler takan değil, yüzyıllar sonra bile olsa insanları düşündüren ve hala düşüncesi ile diri olan, yaşayan, ölümsüz olandır.
Bu yazımı ülkemde görmekten büyük üzüntü duyduğum o fotoğrafa adıyorum. Ben onun acısını paylaşamadım, onların acılarına mehlem olamadım. Onları derinden anlayamadım. Ama hiç değilse bu mektup ile onların üzüntüsünü paylaşabilmek istiyorum.

Yorumlar